Fazla şeker ve yağ şeker hastalığına sebep olur
Teşekkürler yunan karıncaları !
“Uyanık” ve gözlem yeteneği güçlü eski Yunanlılar, bazı insanların idrarının karıncaları cezbettiğini farketmişler. Karıncaların sevdiği idrarın aslında “tatlı” olduğunu keşfetmişler. İşte şeker hastalığı bu şekilde ortaya çıkmıştır, insülin gerektiği gibi çalışamadığı için şeker idrarda kalmış, hücrelere girememiştir.
Fazla şeker ve yağ, şeker hastalığını kamçılar. Dahası, “artı etki” pankreası yorar...Bu insülin üreticisinin, görevini başarıyla yapmaya devam edebilmesi için, çok sık veya çok aşırı uyarılmaması gerekmektedir. “Artı etki”nin gerektirdiği hızda çalıştığında, pankreas tükenmiş hale gelir ve bu durum iki tipte diabetik rahatsızlıklarla sonuçlanır:
1. Tip şeker hastalığı
2. Tip şeker hastalığı
Günümüzde şeker hastaları glikozu ve yağı normal bir şekilde kullanabilmek için, her gün kendilerine insülin enjekte ederler. İşte 1. Tip diye adlandırılanlar bu kişilerdir, yani insüline bağımlı olanlar. Eğer insülin yetersiz kalırsa, “şeker hastalığı” gelişir: Vücut sirkulasyon halindeki glikozu ve yağı kullanamadığı için (anahtar kaybolduğu için), glikoz ve yağın kandaki seviyeleri artar, glikoz ürine karışır. İşte bu şeker hastalığının ilk belirtisidir. Eğer insülin salınımı çok yüksekse, bu 2. Tip şeker hastalığı olarak adlandırılır.
Afrikalı atalarımıza geri dönersek...
Onlar aslında en çok “şişman şeker hastalığından (2. Tip)” çektiler. Çünkü o günlerde soğutucu ya da dondurucu yoktu, bulabildikleri sürece, bol miktarlarda yiyorlardı. Böylece, “yakıt” depolarını dolduruyor ve yüksek oranda insülin salgılıyorlardı. Yeni Gine ve Endonezya’dan başlayarak sallarla Pasifik’i geçen ilk insanlar da aynı tehlikeleri yaşadılar. Büyük yiyecek depoları yaptılar ve yiyebildikleri kadar yediler. Sonra, güvenli bir limana ulaşana kadar açlıkla yüzleştiler. Sadece iyi “depolayabilenler” hayatta kalabildi...Sonuç, Pasifik adalarının yerlileri genelikle obez oldular ve 2. Tip şeker hastalığı çoğunu harap etti.
Eğer iyi hücre zarlarına sahip olmak istiyorsanız...yağlara dikkat!
Tüm hücresel alışverişler hücre zarında gerçekleşir. Bundan dolayı, zarın doğru bir şekilde görevini yapabilmesi için esnek olması gerekir. Hücre zarı ikili düzende dizilmiş yağ asitlerinden oluşur.
Yediğimiz yağda iki tip yağ asidi bulunmuştur: Düz olan doymuş yağ asitleri ve kıvrımlı olan doymamış yağ asitleri. Eğer doymamış yağ asidi sadece bir kıvrımlıysa, ‘tekli doymamış yağ asidi’ olarak adlandırılır ve eğer çok kıvrımlıysa ‘çoklu doymamış yağ asidi’ ya da temel yağ asidi adını alır.
Eğer çok miktarda doymuş yağ asidi tüketirsek (margarin, krema, et, şarküteri ürünleri, yumurta sarısı, peynir), fosfolipidler sertleşir ve balmumu kadar sert bir hale gelir...Aynı şekilde hücre zarı da...Diğer yandan, doymamış yağ asitleri (zeytin, kolza, yer fıstığı yağı, vs...) hücre zarının akıcılığını korur. Balık yağları, hücre zarı kalitesi açısından çok önemli olan, çoklu doymamış yağ asitlerinden yüksek oranda içermeleriyle tanınırlar. Balık yağı yemek, 2. tip şeker hastalığını iyileştirir. İşte bu, yediğiniz yağlara neden önem verilmesi gerektiğini açıklar.
Dahası, hücrelerimizin içine yağ almak ve böylece yakılmalarını sağlamak amacıyla, insülin hücre zarındaki reseptörlere etki eder. Eğer diyet yağca çok zenginse, hücre duvarları sertleşir, reseptörler çok iyi çalışamaz ve pankreas çok daha fazla insülin salgılamak zorunda kalır.
Çözüm
Herşey iyi bir kahvaltıyla başlar. İnsülin salınımını başlatmayacak, dengeli ve proteince zengin (peynir, yumurta, vs...) bir kahvaltı yapın. Böylece, kuşluk vakti açlık hissetmez ve öğle yemeğine kadar kolayca bekleyebilirsiniz.
Şekerli yiyecekleri de, sadece nadiren şımarmak için, riskli bir zevk olarak görün. Çünkü tatlı tadı, tat alma duyularımızla temas ettiği andan itibaren insülin üretmeye başlarız, aslında bunu düşünmeye başladığımız anda bile vücudumuzda insülin üretimi başlar... Bu Pavlov’un tepkisine benzer. Hatırlayacağınız gibi, bu Rus doktor, sindirim üzerinde çalışıyordu ve şu deneyi yürütüyordu: Bir köpeğe tatlı bir yiyecek verdiği anda bir zili çalıyor ve sonra mide suyunu ölçüyordu. Bir gün köpeği herhangi bir işleme tabi tutmadan, yanlışlıkla zili çaldığında köpeğin midesinde, yemek verileceğini “zannedip” mide suyunun “salgılandığını” gördü.
Tıpkı sizin gibi... Eğer tatlıya aşırı düşkünlüğünüz varsa, vücudunuz siz her hamur işine yöneldiğinizde ve bir çeşit tatlı yediğinizde insülin üretecektir...Bu sadece düşük kalorili yapay bir tatlandırıcı olsa bile. Eğer yolda bir pastaneye rastlarsanız insülin, şekere-aşık bilinçaltınız tarafından harekete geçirilip tekrar artacaktır!
İnsülin kilo alım mekanizmasının kalbidir: Ne kadar yerseniz, insülin yağ depolamak için o oranda çalışır. Eğer kilo vermek istiyorsanız, en basit anlamıyla insülininizi eğitmelisiniz.
Kilo vermek istiyorsunuz...”Eksi etki”yi deneyin
Gördünüz ki, kilo vermek için, “artı etki” ile savaşmalı, “eksi etki”yi harekete geçirerek uyandırmalısınız. Enerji tüketimi, kilo kaybında çok önemli bir rol oynar. Herşey matematikseldir: Eğer kazandığınız kadar enerjiyi harcarsanız, bir denge sağlamış olursunuz, kilonuz aynı kalır. Eğer enerji alımınızı azaltırken (yağ ve şeker alımı), enerji tüketiminizi arttırırsanız, vücut işlevini devam ettirebilmek için depolarını kullanır ve siz kilo verirsiniz.
Belirli sayıda hormon vücudunuzun düzenli çalışmasından sorumludur ve size kilo kaybettiren hormonun adı “adrenalin”dir. Daha da ayrıntılı bahsedecek olursak, yağları adipositlerden (yağ hücrelerinden) dışarı çıkarıp kan dolaşımına geri verme işini yapan adrenalindir. Bu nedenle, stres, korku ve kızgınlığın etkisi altındayken, örneğin adrenalin salgınız birdenbire yükseldiğinde, yağ depolarınızdan yağlar salınır... İşte bu neden bazı duygusal durumlarda “kilo kaybedildiğini” açıklar.
Adrenalin salınımı, “eksi etki” yi harekete geçirmek ve kilo kaybını başlatmak anlamına gelir.
Standart diyet programları enerji alımınızı azaltabilirler ama metabolizmanızı harekete geçiremezler. Dahası, başlangıçta kilo veriyorken, bir süre sonra vücudunuzun yeni enerji alımınıza alıştığını, daha az “enerji tüketmeye” başladığını, ve diyetinizi uygulamaya devam etmenize rağmen artık kilo veremediğinizi farkedersiniz. İşte bu yüzden diyet programı uygularken metabolizmanızı da harekete geçirmelisiniz. En iyi sonuçlara hassas bir diyet ve egzersiz ile birlikte ulaşıldığını unutmamalısınız. Bunun yanında yeme alışkanlıklarınızı değiştirmek, sizin ince kalmanızı ve sağlıklı olmanızı sağlayacaktır. |